| | Üretsiz Blog oluştur

Diş Çürümesi

03 Şubat 2009, 21:32. fav. beyza06bloom.  
Etiketler: diş çürümesi

Diş Çürümesi

 

Diş çürüklerinin oluşmasında üç temel etmen bulunmaktadır: Duyarlı bir diş yüzeyi, mikroorganizmalar için elverişli yiyecek artıkları, bunların parçalanmasına ve asit oluşumuna yol açacak mikroorganizmaların varlığı. Besinler içinde diş çürümesine en çok neden olanlar karbonhidratlar, yani kabaca, şekerli gıdalardır.

Dişler düzenli olarak fırçalanır ve bakımlarına özen gösterilirse, mikroplar onlara zarar veremezler. Diş çürüğü, dişte oyuklar yaparak dişin yapısını bozan ve kendi kendine iyileşmeyen bir hastalıktır.

Dişler iyi temizlenmeyecek olursa, üzerinde besin artıkları ve mikroplar birikir. Ağız içerisindeki bakteriler yiyecek artıklarındaki şekerli maddeleri kullanarak onu saydam, yapışkan bir madde haline getirir ve dişler üzerine yapışmasını sağlar. Bu birikintilere plak denir. Bu plaklar bakterilerin diş üzerinde tutunmalarını da kolaylaştırırlar. Besinlerin tatlandırılması için kullanılan şekerli maddelerin içinde bulunan asit, dişlere zarar verebilir, ancak bakterilerin kendileri de asit oluşturabilmektedir. Asit diş minesinin erimesine neden olur. Böylece oluşan erime bölgelerinden giren mikroplar kolayca alttaki yumuşak dokuya ulaşabilirler.

Asitler dişin koruyucu tabakası olan diş minesi üzerinde küçük delikçikler oluşturur. Bu delikler giderek genişler ve küçük oyuklar haline gelir. Diş minesinin erimesinden sonra çürük hızla ilerler, alttaki tabakada geniş ve derin bir oyuk meydana getirir. Diş çürüğü diş özüne doğru ilerledikçe dişler ağrımaya başlar. Çürük daha da ilerlerse diş özü bölgesinde ve çene kemiği içerisinde cerahat oluşmaya ve birikmeye başlar. Buna diş apsesi denir. Eğer diş hekimi tarafından daha başlangıcında tedavi edilmeyecek olursa çürük diş için daha zor, karmaşık ve pahalı tedaviler gerekebilir. Diş plağı, diş etlerinin önemli hastalık nedenlerinden biridir. Yemeklerden sonra dişlerin fırçalanması ve diş ipi kullanarak yemek artıklarının çıkarılması dişlerin çürümesini, diş eti hastalıklarının oluşumunu ve ilerlemesini önler.

Dişlerin ağrımaması sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Diş ağrısının olması için diş çürüğünün çok ilerlemiş olması gerekir. Diş çürüklerinin tedavi edilebilir dönemde belirlenmesi için ağrı oluşmasını beklemeden senede en az iki kez diş hekimine giderek dişlerin muayene ettirilmesi gerekir. Diş hekimleri gerektiğinde dişlerin filmini çekerek gözle görünmeyen diş oyuklarını da belirleyebilirler.

Diş çürüklerinin erken dönemde tanınması dişlerin kaybedilmesini engelleyebilir veya en azından geciktirebilir. Bu hem sağlık açısından, hem de sosyal ve ekonomik açıdan önemli katkılar sağlar. Ağza takma diş takılmasına olan ihtiyacı azaltır. Hiçbir şey kendi doğal dişlerimizin yerini tutamaz. Kalıcı dişlerin erken dökülmesi beslenme sorunlarına neden olur. Doğal dişlerin uzun süre dayanmasında ağız ve diş bakımının önemi çok büyüktür.

Diş sağlığı açısından sularla aldığımız flor da çok önemlidir. Sularında flor eksikliği olan yerleşim yerlerinde diş çürüklerinin oranı çok artar. Bu nedenle florla ilgili olarak sağlık kuruluşlarının önerilerine uyulmalıdır.

0 yorum

Çene Eklemi Sorunları

03 Şubat 2009, 21:29. fav. beyza06bloom.  
Etiketler: çene eklemi sorunları

Çene Eklemi Sorunları

 

Çene eklemi rahatsızlığı daha çok genç ve orta yaşlarda görülen bir rahatsızlıktır.Bu rahatsızlık baş, kulak, çene-yüz ağrıları, kulak çınlaması, çene ekleminden ses gelmesi, ağız açmada kısıtlılık, ağrı veya kaymalar şeklinde semptomlarla kendini gösterir. Kimi kez klinik belirti vermeden yıllarca devam ederken, kimi kez de insanları canından bezdiren bir rahatsızlık olarak sürer.



Çene eklemi rahatsızlığı daha çok genç ve orta yaşlarda görülen bir rahatsızlıktır.Bu rahatsızlık baş, kulak, çene-yüz ağrıları, kulak çınlaması, çene ekleminden ses gelmesi, ağız açmada kısıtlılık, ağrı veya kaymalar şeklinde semptomlarla kendini gösterir. Kimi kez klinik belirti vermeden yıllarca devam ederken, kimi kez de insanları canından bezdiren bir rahatsızlık olarak sürer.

Nedenleri
Çene eklemi rahatsızlığının oluşmasında bir çok neden vardır. Farkında olmadan çene ekleminize ve yüz kaslarınıza aşırı yüklenmeye sebep olabilecek şekilde dişlerinizi sıkıyor veya gıcırdatıyor olabilirsiniz. Çene eklemi rahatsızlığına neden olabilecek fizyolojik olmayan bir diş kapanışına sahip olabilir veya daha önceleri çene yüz bölgesinde bir travmaya maruz kalmış olabilirsiniz.

Çözüm Yolları
Çene ekleminizdeki problemlerin düzeltilmesi için tek bir tedavi şekli yoktur. Çene-yüz kaslarındaki spazmın azaltılması, optimum bir kapanışın sağlanması veya çene eklemlerinin aşırı yüklerden kurtulması gibi çeşitli tedavi şekilleriyle çene-yüz bölgesinde harmoniniz sağlanır.Okluzyon uyumu (kapanış) tam olmayan dolgu,protez ve kuron köprüler gözden geçirilir.Kapanış hattınızı dengelemek ve aşırı çiğneme basınçlarını önlemek için özel bir aparat olan gece plağı yapılır.
Çene eklemi rahatsızlığı sizin için problem mi?
Baş ağrıları ve diş aşınmalarının çene ekleminizle ilgisi olabileceğini tahmin edemeyeceğinizden dolayı uzun bir süre farkında olmadan çene eklemi rahatsızlığı olabilir. Çene-yüz kasları ve dişlerinizin kapanışı çene ekleminizin fonksiyonunu etkiler. Aşağıdaki sorulara vereceğiniz cevaplarla çene eklemi rahatsızlığınız hakkında bir bilgiye sahip olabilirsiniz.

Kaslar

-Dişlerinizi sıktığınız ya da gıcırdattığınızın farkında mısınız?
-Sabahları uyandığınızda çene-yüz kaslarında ağrı hissediyor musunuz?
-Sıklıkla baş-boyun ağrılarınız oluyor mu?
-Dişlerinizi sıktığınızda ağrınız artıyor mu?
-Stresli olduğunuzda dişlerinizi daha çok sıkıyor musunuz?
-Dişlerinizde hassasiyet, aşınma var mı?
Dişler ve kapanış
-Ağzınızı kapattığınızda dişleriniz birbirine temas ediyor mu?
-Eksik dişleriniz fazla mı?
-Zaman zaman kapanışınızın değiştiğini hissediyor musunuz?
-Çiğneme sırasında zorluk çekiyor musunuz?

Çene eklemleri

-Ağzınızı açtığınızda çene eklemlerinizden ses geliyor mu?
-Ağzınızı açıp kapamada, yemek yemede veya esnemede zorluk çekiyor musunuz?
-Bazen çenenizin kilitlendiğini hissediyor musunuz?
-Baş-boyun bölgesine bir travma geldi mi?
-Diğer eklemlerinizi de ilgilendiren artrit gibi bir rahatsızlığınız var mı?
-Ağzınızı açmakta zorluk çekiyor musunuz?

Çene eklemi rahatsızlığının anlaşılması

Çene-yüz kaslarınızdan, dişlerinizin kapanışından ve çene kemiklerinizden etkilenen çene ekleminiz kompleks bir yapıya sahiptir. Bu üç yapının her biri ekleminizin armonisi için çok önemlidir. Kaslarınız esnek ve dengeli olmalıdır. Dişleriniz eksiksiz fizyolojik ve biyolojik bir uyum içinde dengeli olup, düzenli bir kapanış vermelidir. Ağzını açma ve kapama haraketleri fizyolojik sınırlar içersinde olmalıdır.

Kaslar: Çene-yüz kaslarınızın gevşeme ve kasılması ile ağzınızı açma-kapama, konuşma ve çiğneme fonksiyonlarını yapabilirsiniz. Kaslarınız stres altında olmayıp rahat olduğu zaman, eklemlerinizle birlikte bir düzen oluştururlar.

Kapanış: Dişlerinizin anatomik şekli, çiğneme fonksiyonunuzu yapmanızı sağlar. Alt-üst çene kemikleriniz ve çene ekleminizle birlikte dişleriniz çene kapanışını oluşturur. Stabil bir kapanışınızın olması stabil bir ekleminizin olmasını sağlar.

Çene Eklemi: Çene eklemi alt ve üst çene kemiğinizdeki bağlantıyı sağlar. Bu durum ağzınızı açma-kapama, konuşma, ısırma ve çiğnemenizde büyük etki yapar.

Çene ekleminizdeki uyumun bozulması
Çene-yüz kasları, çene eklemleri ve alt-üst dişler arasındaki kapanış çene eklemlerinizi etkileyen üçlü bir mekanizma oluşturtur. Bu mekanizmayı oluşturan yapılardan birinde bozukluk olduğu zaman, çene eklemlerinizde uyum bozulmuş olur, Çene-yüz kaslarınızdaki spazm, çene eklemlerinizde ya da başınızda ağrılara neden olabilir, Kapanış problemleri eklemlerinizin pozisyonunu değiştirebilir. Diskin yerini değiştirmesi eklemlerinizden ses gelmesi veya eklemlerinizin kilitlenmesine neden olabilir.

Kas problemleri: Stres, dişlerin sıkılması ve yanlış duruş kaslarda spazma neden olur. Kasılan kaslar, alt ve üst çene kemiklerinizi birbirine yaklaştırarak eklemlerinizde istenmeyen yüklere ve bazen de dişlerinizde aşınmaya neden olur.

Kapanış problemleri: Alt ve üst çenenin birbirleriyle uyumsuz kapanışı, çene eklemlerinizde sorunlar yaratabilir.

Eklem problemleri: Çene eklemi sorunları dişlerinizi sıkmanızdan, o bölgeye gelen travma ya da artrit gibi eklem rahatsızlıklarınızdan meydana gelebilir. Bağların uzamasına neden olan eklem sorunları, diskin yerinden oynamasına ve hatta artrit gibi değişikliklere neden olur.

Diş hekimi Muayenesi: Çene eklemi rahatsızlığının nedenlerin anlaşılmasına yardım eden diş hekimi muayeneniz, tedavinizin ilk aşamasını oluşturur. Diş hekimi tarafından yapılan detaylı muayeneniz, sadece çene eklemi rahatsızlığıyla ilgili değil bütün genel sağlığınızla ilgilidir. Stres altında olup olmadığınız, dişlerinizi sıkıp sıkmadığınız, dişlerinizi gıcırdatıp gıcırdatmadığınız, ailenizde çene eklemiyle ilgili şikayetlerinizin olup olmadığına dair sorular sorulur. Sizden alınan cevaplar ve muayene sonuçlarıyla rahatsızlığınızın nedenleri anlaşılmaya çalışılır. Yine muayene sırasında kaslarınızı etkileyecek sinir sistemi veya ortopedik bir bozukluk olup olmadığı, çene-yüz ve boyun kaslarınızın uyum içinde çalışıp çalışmadığı anlaşılmaya çalışılır.Doktorunuz çene eklemlerinizi çene yüz kaslarınızı parmak uçlarıyla palpe ederek ağrı olup olmadığını, ağzınızı açıp kapatarak çene eklemlerinizde ağrı olup olmadığını ve çene eklemlerinizden ses gelip gelmediğini ve alt çenenizi açıp kapatma sırasında kayma yapıp yapmadığını ve maksimum ağız açıklığınızı ölçerek muayenenizi tamamlar.

0 yorum

Çarpık Dişler-Ortodonti

03 Şubat 2009, 21:28. fav. beyza06bloom.  
Etiketler: çarpık dişler-ortodonti

Çarpık Dişler-Ortodonti

 

Dişlerdeki çapraşıklıkların nedenleri nelerdir?

Çocukluk döneminde süt dişlerin değişip,kalıcı dişlerin gelmeye başlamasıyla pekçok çocukta çapraşıklıklar gözlenir.”Çocuğumun dişleri eğri geldi”sözleriyle anne babalar büyük bir endişeyle dişhekimine başvururlar.Bu durumun en büyük nedeni kalıtımdır.Ancak zamanında alınmayan bazı önlemler de çapraşıklara yol açmaktadır.Dişlerdeki çapraşıkların nedenleri ve alınması gereken önlemler kısaca şöyledir;

1)Genetik olarak çocukta çene boyutuyla dişlerin genişlikleri arasında uyumsuzluk olması ya da çenelerin gelişmesini olumsuz yönde etkileyen solunum yolu problemleri gibi faktörlerin bulunmasıdır.Çocuğunuzun burun yollarındaki solunumu engelleyen faktörler öncelikle üst çenenin daha sonrada alt çenenin normal büyümesini etkileyerek dişlerin düzgün sıralanmasına engel olurlar.Bu durumda mutlaka uzman bir dişhekiminin (ortodontist) müdahalesi gerekir.

2)Dişlerdeki çapraşıklığın bir diğer nedeni de süt dişlerin normal değişme zamanı gelmeden çekilmesidir.”Nasıl olsa yerine yenisi gelecek”düşüncesiyle tedavi edilebilir düzeydeki süt dişlerinin çekimi son derece hatalıdır.Çünkü bu dişler altlarından gelecek kalıcı dişlerin yerini koruyarak çapraşıklıkları önlerler.Bir süt dişi zamanından önce çekilirse yandaki dişler çekilen dişin boşluğına doğru kayar.Alttan gelecek kalıcı dişin süreceği yeri kapatır,kalıcı diş bulabildiği boşluktan sürmeye çalışır yada gömülü kalır.Her iki durumda da diş sisteminin dengesi bozulur ve çapraşıklıklar gözlenir.

3)Süt dişlerini ara yüzlerinde görülen çürükler zamanında tedavi edilmezse yandaki dişler çürüyen,kayıp diş dokusu kadar boşluğa kayar.Çapraşıklıkların bir diğer nedeni de budur.İşte bu nedenlerden dolayı süt dişlerinde görülen çürüklerin tedavisi son derece önemlidir.

Dişlerdeki çapraşıklıklar sadece estetik sorun mu yaratır?

Dişlerin düzgün sıralanması sadece estetik açıdan önemli değildir.Dişlerdeki çapraşıklıklar bu bölgelerin temizlenmesi güç olacağından çürüklere,dişeti hastalıklarına ve eklem ağrılarına neden olurlar.

Dişlerdeki çapraşıklıklar her zaman tedavi edilebilir mi?

Çapraşık dişler her yaşta değişik tedavi yöntemleriyle ortodontistler tarafından tedavi edilebilmektedir.Ancak bu tür tedaviler oldukça pahalıdır.Bu nedenle çürüyen süt dişlerinin çekiminden çok tedavisi yoluna gitmek daha da önemlisi iyi bir ağız bakımıyla dişleri sağlıklı olarak ağızda tutmak en doğru yöntem olacaktır.

Kaynak: Dr. Yılmaz Cebecioğlu

0 yorum

Ağız Kokusu

03 Şubat 2009, 21:27. fav. beyza06bloom.  
Etiketler: ağız kokusu

Ağız Kokusu

 

Ağız kokusunun sebepleri çok çeşitlidir. Ekseri vakalarda koku hastanın kendisi tarafından hissedilmez; ancak çevresindekiler hisseder.

Eşler arası soğukluğa yol açan ciddi ağız kokularının sebepleri araştırılmalı; mutlaka tedavi ettirilmelidir.

Ağız kokusu yenen yiyeceklerle ve ağız temizliği ile ilgili olduğu gibi; bir hastalığın işareti de olabilir.

Soğan, sarmısak, yağlı besinler, turşu, sigara, alkol, protez, yemeklerden sonra dişlerin fırçalanmaması ağız kokularının başlıca zahiri sebepleridir.

Herhangi bir hastalığa bağlı olan ağız kokularını ise şöyle sıralayabiliriz:
• Diş ve dişeti hastalıkları
• Bademcik iltihapları
• Aft hastalığı
• Anjin
• Akut romatizma (nefes ekşi kokar)
• Şeker hastalığı (nefes aseton kokar)
• Böbrek yetmezliği veya üremi (nefes amonyak kokar)
• Kronik sinüzit
• Ağız, burun ve boğaz tümörleri
• Karaciğer yetmezliği (nefes küf kokar)
• Akciğer iltihapları
• Karaciğer sirozu ve iç kanama (nefes kan pıhtısı kokar)

DIKKAT:
Ağız kokularını giderdiği söylenen sprey ve gargaralara fazla itibar etmeyiniz. Bunların çoğu ticari gaye ile üretilen şeylerdir. Çiğ soğan ve sarmısak yememeli, sigara ve alkolden uzak durmalı, dişler her yemekten sonra fırçalanmalı, ağız temizliğine dikkat edilmelidir. Buna rağmen geçmeyen ağız kokularının bir hastalıktan kaynaklandığından şüphe etmeli ve umumi bir muayeneden geçmelidir.

0 yorum

Ağız Kanseri

03 Şubat 2009, 21:25. fav. beyza06bloom.  
Etiketler: ağız kanseri

Ağız Kanseri

 

Ağız kanserlerinin sıklığı ve ciddiyeti Ağız kanserlerinin çoğunluğu 45 yaşın üzerinde ortaya çıkar ve erkeklerde oluşma olasılığı kadınlara oranla 2 kat fazladır.

Ağız kanserlerinin oluştuğu bölgeler sıklıkla; dil, ağız tabanı, dil köküne yakın yumuşak damak alanları, dudaklar ve dişetleridir. Ağız kanserleri erken dönemde teşhis edilerek tedavi sağlanmazsa yayılarak sürekli ağrı, fonksiyon kaybı, tedavi sonrası düzeltilmesi mümkün olmayan yüz ve ağız deformiteleri, hatta ölümlere neden olabilir. Diş hekimine düzenli aralıklarla gidilmesi ağız kanserlerinin erken dönemde yakalanması açısından da önemlidir.

Dudak, dil, dişeti ve ağız tabanı kanserleri ağız kanserinin en yaygın türleridir.

Nadiren yanak içi veya damak bölgelerini de içine alır. Tükürük bezlerinin birinde başlamış olabilir veya boğaz veya burun gibi ağız çevresindeki bölgelerden ağıza yayılmış olabilir.

Kanserin birçok türünde olduğu gibi yine tedaviden en fazla faydayı sağlamak, kanserin vücudun diğer kısımlarına yayılmasını önlemek ve yüzde oluşabilecek şekil bozuklukları ile konuşma zorluğunu engellemek amacıyla erken teşhis önemlidir.

Kanser araştırma kurumları tarafından toplanan istatistiklere göre ağız kanseri erkeklerde Kadınlara oranla iki kat daha yaygındır. 40 yaşını aşmış insanlarda görülme olasılığı da daha fazladır. Ancak son zamanlardaki araştırmalar bu hastalığın genç hastalarda ve kadınlarda gittikçe daha yaygın hale geldiğini ortaya koymaktadır.

İngiltere’de teşhis edilen 4.300’ü aşkın yeni ağız kanseri vakası vardır ve her yıl bu hastalıktan hayatını kaybeden 1.700’den fazla insan bulunmaktadır.

Belirtiler

Uzun süredir ağızda bulunan ve geçme belirtisi göstermeyen şişlik veya lekeler bir doktor (Genel Cerrah, diş hekimi veya sağlık uzmanı) tarafından kontrol edilmelidir. Aynı şekilde ağız içi veya dudaktaki ağrı vermese de iyileşmeyen herhangi bir çatlak, şişlik veya ülser muayene edilmelidir.

Gelişen bir tümör ağrı vermeyebilir ancak yayılarak kanamaya sebep olabilecek ülserler oluşturabilir. Dil kanseri çoğunlukla acı verir ve dilin anormal bir şekilde sert ve bükülmez olmasına neden olur. Düzgün konuşma veya yutkunma zorluğu ve uyuşmuşluk hissi görülebilir.

Ağız içinde sürekli beyaz lekeler (lökoplaki) veya kırmızı lekeler (eritroplaki) ortaya çıktığında bu lekeler öncü kanser koşulları (ardından kanser görülmesi muhtemel koşullar) olarak onaylanabileceğinden doktor veya diş hekimlerinin dikkatine sunulmaları gerekir.

Nedenler

Ağız kanseri çoğunlukla tütün kullanımı ile ilgilidir. Sigarayı bırakıp pipoya veya puroya geçmek veya enfiye ya da ağızdan alınan tütün riski azaltmaz. Katran miktarı daha düşük olan veya ‘light’ sigaralar da işe yaramaz. Bir miktar tütünü ağızda bir noktada uzun süre tutmak da çok tehlikelidir. Bu durum çoğunlukla öncü kanser koşulu olarak kabul edilen lökoplakiye neden olur .Ağız kanserinin gelişimini tetikleyen diğer faktörler arasında:

• Özellikle sert alkollü içkiler olmak üzere aşırı alkol tüketimi,
• Alkol ve sigarayı bir arada kullanma,
• Yerine oturmayan takma dişler,
• Özellikle dişler pürüzlü veya sivri uçlu olduğunda yetersiz bakım yapma,
• Dişteki herhangi bir keskin kenardan ötürü dilin sürekli tahriş olması ve
• Arek (betel) cevizi veya betel yaprağı (felfelek) çiğnemek – Bangladeş gibi belirli kültür grupları arasında oldukça yaygın bir alışkanlıktır.

Sigara dumanındaki kanser üreten maddelerin (kanserojen maddeler) vücuda alınması alkol ile daha da arttığından, alkol ve sigara dumanının bir araya gelmesi önemli bir nedendir.

Teşhis

Bir ay içerisinde geçmeyen ağızdaki herhangi bir şişlik veya doku değişikliği doktora bildirilmelidir. Düzenli kontroller esnasında dişçiler de ağız kanserlerine yönelik muayene yapabilmektedir.

Görsel muayene genellikle atılacak ilk adımdır, bunun ardından hastalıklı bölgeye dokunulur, şişlik veya ülser yada çatlak gibi öteki sıra dışı belirtiler yoklanır. Örneğin herhangi bir şişlik veya ülserin ne kadar süredir var olduğu, ağrı veya kanama olup olmadığı ve yutkunma Veya konuşmada güçlük yaşanıp yaşanmadığına yönelik olarak hastanın ağız sağlığı geçmişi hakkında kendisiyle görüşmek de yararlı olabilir.

Küçük bir biyopsi (analiz etmek amacıyla az miktarda doku almak) teşhisi doğrulayabilir. Kanserin boyutunu belirlemek ve kemikleri veya diğer bölgeleri etkileyip etkilemediğini öğrenmek üzere Röntgen ve CT taramaları da faydalı olabilir.

Tedavi

Tedavi genelde tüm kanserli dokuların cerrahi müdahale ile çıkartılması, ışın tedavisi (kanser hücrelerini yok etmek için radyasyon kullanma), kemoterapi (kanserle savaşan ilaçlar kullanma) ya da bu yöntemlerin hep birlikte kullanılmasından oluşur. Bazı ağız kanseri türlerinde Foto dinamik terapi (PDT) denilen yeni bir tedavi de kullanılmaktadır. Bu tedavide kanser hücreleri yok etmek için lazer ışını ve ışığa duyarlı bir ilaç kullanılır.

Ağız kanseri erken tedavi edildiğinde iyileşme olasılığı yüksektir. Ameliyat sonrasında yumuşak dokuda veya deride bir takım rekonstrüktif ameliyat gerçekleştirmek veya kemikleri Protezler (yapay yedek parçalar) ile değiştirmek gerekli olabilir. Tedavide ağızları değiştirilen hastaların onarıcı dişçilik, konuşma terapisi ve beslenme danışmanlığı hizmeti almaları gerekebilir. Tedavi sonrası konuşmaları veya görünümleri değişen kişiler ve yahut da tedaviyi özellikle stresli bulan kişiler için psikolojik destek de gerekli olabilir.

0 yorum

Hastalıklar

03 Şubat 2009, 21:22. fav. beyza06bloom.  
Etiketler: ağız yarası

Aft dilde, yumuşak damakta, dudak ve yanakların iç kısımlarında görülen küçük, yüzeyel ülserlerdir. Oldukça ağrılıdırlar ve 5-10 gün sürerler.

Neden?

Nedenleri hakkındaki eldeki en iyi kanıtlar stres, travma, asitli yiyecekler (domates, turunçgiller, vs.) gibi lokal tahriş edici maddelere maruz kalma gibi durumlarda lokal bağışıklık cevabında değişiklikler meydana gelmesidir.

Aftöz ülser yayılabilir mi?

Hayır. Nedeni bakteri ya da bir virüs olmadığı için lokal yayılımı ya da bir başkasına bulaşması söz konusu değildir.

Tedavi

Tedavi direkt olarak az önce bahsedilen rahatsızlık verici durumların ortadan kaldırılması ve enfeksiyondan korunma ile olur.

Kenacort-A orabase gibi haricen kullanılan bir kortikosteroid veya pyralvex solusyon gibi ilaçlar tedavide kullanılmaktadır. Ayrıca aşırı ağrı duyuluyorsa aft in üzerine kısa sure için (7-10 dakika) bir adet aspirin koymak (emmeyin veya yutmayın) faydalı olacaktır. Sık olarak meydana gelen veya uzun sureli devam eden aft durumunda bir hekime görünmeniz gerekir.
Günümüzde kesin tedavisi bulunamamıştır.

Diğer yaralar:

İki haftadan uzun süren iyileşmeyen ağız yaralarında doktorunuza ya da diş hekiminize başvurmalısınız.

0 yorum

Çocuklarda Uykusuzluk

03 Şubat 2009, 21:17. fav. beyza06bloom.  
Etiketler: çocuklarda uykusuzluk

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki 2 ile 4 yaşların arasındaki çocukların % 41 i gecede bir ya da iki kez uyanıyor veya geç uyuyor.Eğer sizin çocuğunuzda da bu tip uyku problemleri varsa unutmayın ki yalnız değilsiniz, sizinle aynı problemi yaşayan başka aileler de var!
Uyanmanın farklı sebepleri olabilir, bunları inceleyerek işe başlayabilirsiniz. Neler olabilir?

Acı veya ağrı:Çocuklarda sık sık kulak ya da diş ağrıları oluşabilir, çocuğunuzun bu ağrılardan ya da herhangi bir acıdan rahatsız olup olmadığına dikkat edin.

Kötü koşullar:Çocuğunuzun yattığı odanın uyumak için uygun olup olmadığını inceleyin, oda çok sıcak ya da çok soğuk ise bu durum çocuğun uyku düzenini etkileyebilir.Bunun dışında çocuğun susaması, altını ıslatması veya sık sık tuvalet için kalkmak zorunda olması uyku düzenini etkileyen diğer faktörlerdir.

Yalnız yatmak istemiyor:

Ayrılma Korkusu:Eğer çocuğunuz 3 yaşın altındaysa ya da sürekli sizinle yatmaya alışkınsa yalnız yatmak için sizden ayrılmasını beklemek gerçekten çok zor.Bu nedenle onu yalnız yatmaya özendirmeli ve alışmasını sağlamak için ona zaman vermelisiniz.

Kaygılar: Bazen çocuklar çeşitli kaygılara sahip olabilir, bu kaygıları ve nedenlerini anne ve babası olarak sizin bulmanız ve ortadan kaldırmanız çok önemli .Örneğin yeni doğan kardeş bu kaygıların bir nedeni olabilir, çocuğunuz kendisi yattığında kardeşine sizin daha çok zaman ayıracağınızı düşünerek yatmak istemeyebilir.

Neler yapabilirsiniz?

-Çocuğunuzun odasının uyumak için elverişli koşullara sahip olup olmadığına dikkat edin ve gereken koşulları sağlamak için özen gösterin.Hatta odası için almanız gereken malzemeler varsa ( nevresim takımı, lamba, halı.) bu alış-verişi çocuğunuzla beraber yapmaya çalışın, böylece çocuğunuzun, odasına ve yatağına daha kolay alışmasını sağlamış olursunuz.

-Gece uyanma ya da yatmama problemi olan çocuklar elbette geç uyanma problemi yaşayacaktır.Bu problemi azaltmak için çocuğunuzun her zamankine oranla erken yattığı ve erken kalktığı bir günü bulmaya çalışın ve o günü mümkün olduğunca elverişli geçirmeye çalışın.Daha sonra gün hakkında konuşun ve ona dün erken yattığın için bugün erken kalkabildin ve biz de seninle ne kadar çok zaman geçirebildik diyerek onu erken yatmaya özendirmelisiniz.

-Çocuğunuzun çok sevdiği bir oyuncağı ya da battaniyesi varsa onunla beraber yatmasına izin verin, bu durum kendini daha rahat hissetmesine neden olacaktır.

-Yalnız yatmak istememesinin bir sebebi korkuyor olması olabilir, bunu engellemek için çocuğunuza korkmaması için çeşitli ortamlar oluşturabilirsiniz.Işığı açık bırakabilirsiniz, kısık sesle yumuşak bir müzik çalabilirsiniz yada kapısını açık bırakabilirsiniz.

-Çocuğunuz geceleri sürekli uyanıyorsa bu durumun sizin üzerinizde baskı ve sıkıntı yarattığını tahmin edebiliyoruz, ancak mümkün olduğunca rahat ve sakin olmanız sizin ve çocuğunuzun bu problemi yenmenize daha çok yardımcı olacaktır.Uykusuz kalmak elbette ki büyük bir problem ama bu durumu eşinizle ortak çalışarak çözebilirsiniz.

-Gece uyandığında çocuğunuzun korktuğunu ya da endişelendiğini hissederseniz onu yalnız yatmaya zorlamayın, ilk önce onunla beraber onun yatağında yatmayı deneyin ve ona korkulacak hiçbir şey olmadığını, onun yanında olduğunuzu anlatan mesajlar verin; eğer kendi yatağında yatmamaya direniyorsa sizin yatağınızda yatmasına izin verin.Her iki koşulda da ertesi sabah bu durumu konuşarak çocuğun korkusunu anlamaya ve bu korkunun nedenlerini ortadan kaldırmaya çalışın.

iskenderiye.com

0 yorum

Çocuklarda Ergenlik Dönemi

03 Şubat 2009, 21:13. fav. beyza06bloom.  
Etiketler: çocuklarda ergenlik

 Gelişim dönemleri içerisinde, bireylerin ahlâkî gelişimlerini açıklamaya çalışan
birçok ahlâkî gelişim kuramı geliştirilmiştir. Bu kuramlardan en çok bilinenleri,
psikanalitik kuram, toplumsal öğrenme kuramı, Piaget ve Kohlberg’in ahlâkî
gelişim kuramlarıdır. Söz konusu kuramlar, bireylerin ahlâkî gelişimlerinin seyri ve sebepleri üzerinde birtakım görüşler içerirler. Ergenlik dönemine ilişkin geliştirilen ahlâk anlayışları çerçevesinde, söz konusu dönemdeki ahlâkî değerler, olduğu gibi aktarılıp ergenin benliğinin birer parçası haline gelerek gelişirler. Yani bireyin,kişisel bir değer sisteminin varlığının farkına vardığı dönem ergenlik dönemidir.
Çünkü, ergen tarafından bu dönemdeki bir çok değişken, ahlâkın seviyeli bir şekilde benimsenip benimsenmeyeceğini veya değer yargılarının, toplumda mevcut olan otoriteye bağlı kalınarak, geleneksel tarzda şekillenip şekillenmeyeceğini belirler Bu bağlamda döneme ilişkin özel ahlâk kurallarının yerini daha ziyade genel ve dinsel ahlâk kuralları alır.
Ergenlik döneminden önce tam anlamıyla olgunlaşmış bir ahlâk yapısından
söz etmek mümkün değildir. Zira bilişsel açıdan soyut işlemlere dayanan ahlâkî
kabullerin kavranıp benimsenmesi ancak yeterli ve uygun bir bilişsel gelişimle
mümkündür. Bu bağlamda ahlâkî olgunluğa yönelme, ergenlik dönemiyle birlikte
ancak soyut düşünce gelişimine paralel olarak gelişebilir.

 Öte yandan ergenlik döneminde ahlâkî gelişim, dinî gelişim ile paralel bir yapılanma seyri gösterir. Bu bağlamda her iki süreç de birbirini hem destekler, hem de olgunlaştırır Bu dönemde, çevrenin ergenden beklentileri olan doğruyu kendisinin
bulmasını istemesi, iç kontrol gücünü ifade eden vicdan gelişimini hızlandırarak
dış kontrolün gereğini ortadan kaldırır. Bu açıdan gelişim dönemleri içerisinde
bireylerin, ahlâk konularında en hassas oldukları dönem ergenliğin ilk yıllarıdır,
denebilir. Öte yandan ergenlere ahlâkî değerlerin direkt teorik olarak baskıcı bir yaklaşımla aşılanmaya çalışılması pedagojik olarak uygun değildir. Bunun yerine onlara, fikirlerinin tutarsızlıklarını ve fikirleri arasındaki tartışmalarını görmelerine imkan tanınarak değerlerin aktarılması, ergende ahlâkî değerlere ilişkin temel bilişsel sürecin yeniden yapılanmasına imkan sağlaması bakımından önem arz eder.
Ancak böyle bir platformda değerlendirildiğinde kendi kendini yönetebilen ergenler, gerçekten ahlâk ve karakter sahibi olabilirler. Bu anlamda ergenlik döneminin en belirgin ahlâkî davranış özelliğinin kendi kendini yönetme yeteneği olduğunu söylemek mümkündür.
Ergenlik döneminde ahlâk gelişimi ile kişilik gelişimi arasında önemli bir
ilişki vardır. Bu bağlamda kendini doğru değerlendirebilmesi, dengeli ve sürekli bir öz/benlik kavramına sahip olabilmesi ve kendini kabul edebilmesi gibi önemli bazı faktörler ergenin, dinî olgunluk ve moral gücü açısından uyumlu bir kişilik geliştirebilmesinde ayrı bir önem arz eder. Bunun yanı sıra ergen, ahlâk kurallarını, cezadan korktuğu için değil, zarurî anlamda uyulması gerekli kurallar olarak gördüğü için uygulamaya çalışır. Bu durum ergende, alışkanlığa dayanan dış disiplinin tersine bir iç disiplin eğilimi meydana getirir. Bu dönemde ahlâkî gelişim bağlamında, ahde vefa, cömertlik ve sadakat gibi sosyal alanlardaki ahlâkî faziletler de önemini hissettirir.Öte yandan ahlâkın toplumsallaşmasıyla birlikte ergende, “hak ve adalet” fikri de egemen olmaya başlar. Dolayısıyla ergenler, haksızlık yapan ve eşit davranmayan kimselere karşı sert tepki verirler. Ancak ergenliğin ilk yıllarında görülen bu reaksiyonun dozajı, dönemin sonlarına doğru kısmen azalır. Bu ve benzeri davranışları gösteren ahlâkî gelişim içerisindeki ergenler göz önüne alındığında ergenleri genel olarak; uyumlu, kendi kendini yönetebilen, itaatkâr, uyumsuz ve inatçı ergenler gibi bazı ahlâkî tiplere göre sınıflandırmak mümkündür.

 

kaynak:sbe.erciyes.edu.tr

0 yorum